İnsanlığı Kırıp Geçiren Pandemiler

Haberler

Pandemi, bir kıta, hatta tüm dünya yüzeyi gibi çok geniş bir alanda yayılan salgın hastalık olarak tanımlanıyor. Eski Yunanca’da tüm anlamına gelen pan ve insanlar anlamına gelen demos kelimelerinden türetilmiş bir kavram.

Bir salgının pandemi ilan edilebilmesi için nüfusun daha önce maruz kalmadığı türden bir hastalığın ortaya çıkması gerekiyor. Bunun yanı sıra insanlara bulaşarak hastalığa sebep olan virüsün, tehlikeli bir duruma yol açması ve insanlar arasında çok hızlı, kolay bir şekilde yayılması, hastalığın pandemi olarak adlandırılmasını sağlıyor. Tıpkı koronavirüste olduğu gibi.

Son günlerde tüm insanlığın tek gündem maddesi haline gelen koronovirüs, bildiğiniz üzere tüm bu şartları taşıdığı için pandemi ilan edildi. Ama yeryüzündeki ilk pandemi koronavirüs değildi.

Şöyle bir geriye dönüp baktığımızda insanoğlu, savaşlardan çok daha fazla kişinin yaşamını yitirdiği pek çok salgın hastalıkla mücadele etmek zorunda kaldı. Bu bölümümüzde sizler için en büyük infiale sebep olanlarını derledik.

541-542 yılları arasında ortaya çıkan Justinyen veba salgını tarihin en korkunç salgınları arasında gösteriliyor. 541 yılında Konstantinopol’de İmparator Jüstinyen tahtta otururken Avrupa’yı etkisi altına alan salgın, önce Mısır’a oradan Filistin’e, Suriye’ye ardın da Anadolu’ya kadar ulaştı. Bizans İmparatorluğu’nda baş gösteren ve imparatorun adıyla anılan Jüstinyen vebası o kadar çok insanın ölümüne yol açtı ki koca imparatorluğu yıkılmanın eşiğine getirdi.

Henüz dünyada ülkeler arasındaki iletişimin ve ulaşımın bu kadar zayıf olduğu bir dönemde nasıl olur da böylesine hızlı yayıldığını sizler de merak ediyorsunuz değil mi?
Jüstinyen Konstantinapol’a tüm giriş çıkışları kapatsa da salgının yayılmasına mani olamadı. Virüs, askeri birliklerin şehre getirdiği malzemeler arasında yer alan fareler yoluyla girdi. Çünkü o farelerin tüyleri arasında kısinopsilla adında, midesinde ölümcül bakteri taşıyan bir böcek bulunuyordu. Uçabilen bu böcek nedeniyle salgın kısa sürede yayıldı. Öyle ki artık mezar yerleri dolduğu için ölüler denize atılmaya başladı.
Hastalık zamanla kendiliğinden yok oldu. Tabi gerisinde yaklaşık 25 milyon ölü bırakarak.

1346 – 1353 yılları arasında ortaya çıkan Kara Veba salgını ise milyonlarca kişinin ölümü ile son buldu. Çin ve Orta Asya’dan başlayan veba, 1347’de Kırım’da bir Ceneviz ticaret merkezini kuşatan Moğol ordusunun vebalı cesetleri mancınıkla kentin içine atmasıyla Avrupa’ya taşındı. Yaklaşık 200 milyon kişinin ölümüyle sonuçlandığı tahmin edilen salgının yaşandığı dönemde, Avrupa nüfusunun yaklaşık yüzde 50’sinin yok olduğu söyleniyor. Bu durum Avrupa’nın sosyal temellerini kökten değiştirdi. Roma Katolik Kilisesi için de büyük bir darbe olan Kara Veba; Museviler, Müslümanlar, yabancılar, dilenciler başta olmak üzere azınlıklara zulmedilmesine yol açtı. Ayrıca Kara Veba salgınının, dinde reformun ve hayatın pek çok alanında rönesansın başlamasının en önemli nedenlerinden biri olduğu biliniyor.

Dünyayı kasıp kavuran bir başka veba salgını ise 1855 – 1859 yılları arasında Çin’de başlayarak hızlı bir şekilde yayılan, sadece Çin’de ve Hindistan’da bile 12 milyon insanın ölümüne neden olan Üçüncü Veba salgını oldu.

Etkileri bir asır kadar süren salgın, Amerika kıtasına uzak doğudan gelen farelerle taşındı. Daha önceki vebalardan farklı olarak ilerleyen tıp bilimi bu hastalığın incelenmesine ve tedavi edici ilaçlar oluşturulmasına imkân sağladı. Böylelikle insan ırkının hayatına antibiyotikler girdi.

15. yüzyıla da suçiçeği virüsü damgasını vurdu. Avrupalıların yeni dünyayı keşfetmesi çok hızlı başladı. Amerika kıtasındaki yerliler ile temas eden Avrupalı kâşifler, beraberlerinde getirdikleri virüs ve bakterileri buradaki insanlara bulaştırdı.

Aslında suçiçeği Avrupa’nın üçte birini kırıp geçirmişti ancak yeterli ilaçları olmayan ve bağışıklık sistemleri hazırlıksız yakalanan milyonlarca Amerikan yerlisi hayatını kaybetti. O dönem yerli nüfusun yüzde 90’ı yok oldu. Bu durum Amerika kıtasının Avrupalılarca kolonileştirilmesinin önünü açmış oldu.

İnsanoğlu kolera pandemisinden de nasibini aldı. Tarih boyunca tam yedi büyük kolera salgını yaşandı ancak bunlardan en ölümcülü, 1852 – 1860 tarihleri arasında yaşanan üçüncü kolera salgınıydı. Bu salgının sebebi içme sularındaki kirlilikti. Hastalığın çıkış noktası bu kez Hindistan’dı. Uzun dönemler boyunca insan dışkıları ve atıkları aynı zamanda içme ve pişirme için kullanılan su kaynaklarına döküldü. 19.yy’da yaşanan büyük salgın ile kolera tüm Hindistan’a oradan Afganistan’a ve Rusya’ya yayıldı. Resmi kayıtlara göre sadece Rusya’da bile 1 milyon insanın ölümüne neden olan salgın, oradan Avrupa’ya Afrika’ya son olarak da Amerika’ya ulaştı ve milyonlarca kişi yaşamını yitirdi. Bu salgın ile doktorlar koleranın nedenini buldu ve o tarihten sonra içme suyunun arıtılması ve kaynatılması gerektiği bilgisi tüm dünyada yaygınlaştırıldı.

Ve adını tarihe en büyük salgın felaketi olarak yazdıran İspanyol Gribi. 1918 – 1920 yılları arasında ABD’nin New Mexico eyaletinde H1N1 virüsünün ölümcül bir alt türünün ortaya çıkardığı grip salgını, 18 ay içinde 100 milyona yakın insanın ölümüne yol açtı. O dönemde yaşayan nüfusun hemen hemen %15’i hayatını kaybetti.

İspanyol Gribinin en dikkat çeken özelliği, zayıf, yaşlı ve çocuklardan çok, sağlıklı genç erişkinleri etkilemesiydi. Birinci Dünya Savaşı’nın son aylarında tüm dünyayı etkisi altına alarak, hatta kimi tarihçilere göre dört yıl süren savaşın sona ermesinde önemli bir etken oldu.

Salgına bu ismin verilmesinin nedeni ise İspanya’da ortaya çıkması değil, İspanya’nın, Birinci Dünya Savaşı’nda yer almadığı için sansüre uğramadığından, basında salgından rahatlıkla bahsedebilmiş olmasıydı.

Biraz dikkatle incelediğimizde her pandemi beraberinde köklü bir değişikliği de getirmiş. Dünya bugün de yeni tip koronavirüs pandemisi ile mücadele ediyor. Bu salgın maalesef hala kontrol altına alınabilmiş değil. Ne yazık ki uzmanların son bulacağına dair verdiği tarihler ise yalnızca birer tahminden ibaret.

Koronavirüs salgınının yeryüzünde bazı düzenleri değiştireceğine dair de birtakım iddialar söz konusu. Biyolojik silah olarak gören de var, dijital bir toplum oluşturma çabasının bir parçası olarak gören de. Tüm bu tartışmalar ve iddialar bir kenara, aslında insanlık için şu an en önemli şey daha fazla can kaybı yaşanmadan bu salgının son bulması.

Senin reaksiyonun hangisi?
Rate article